Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07.07.09, 21:00   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
İpek
Gamma Üye
 
İpek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nerden: Mersin
Mesajlar: 1.271
Konular: 1076
Puan Grafiği
Rep Puanı:3790
Rep Gücü:0
RD:İpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond reputeİpek has a reputation beyond repute
Teşekkür

Ettiği Teşekkür: 71
210 Mesajına 272 Kere Teşekkür Edlidi
:
Post Veysel Karani Hayatı,Veysel Karani Yaşamı,Veysel Karani Biyografisi,Veysel Karani Kim

Veysel Karani Hayatı,Veysel Karani Yaşamı,Veysel Karani Biyografisi,Veysel Karani Kimdir?

Hz. Veysel Karani’nin türbesi baykan İlçe’nin 8 Km. güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.
Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir.

Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir. Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.

Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.
Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.

Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.

Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.

Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.

Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
“- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.

Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.
Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.”
Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefat edecek.

Duası
Allah’ım sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulun!
Yaratan Sensin, yaradılan benim.
Rızık veren Sensin, rızıklandırılan benim.
Mülk sahibi Sensin, kul ve köle benim.
Aziz Sensin, zelil benim
Zengin Sensin, fakir benim.
Diri Sensin, ölü benim.
Baki Sensin, fani olan benim
Kerim Sensin, hakir (zelil) benim
İyilik yapan Sensin, suçlu ve günahkar benim.
Affedip bağışlayan Sensin, günah işleyen benim
Büyük ve yüce Sensin, küçük ve değersiz benim
Güçlü ve kuvvetli Sensin, zayıf ve güçsüz benim.
Veren Sensin, isteyen benim.
Her şeyden emin Sensin, korkan benim
Cömert Sensin, muhtaç ve fakir benim.
Dualara cevap veren Sensin, dua edip isteyen benim.
Şifa veren Sensin, hasta benim

Her türlü noksan sıfattan münezzeh ve bütün kemal sıfatlarla muttasıf Rabbim!

Günahlarımı affet, hatalarımı bağışla, hastalıklarıma şifa ver, ebediyen beni rızana mazhar eyle. Bunu rahmetinle ihsan eyle, ey merhamet edenlerin en merhametlisi...”

Amin

Resululahı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.

Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.

Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.

Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur.
Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi. Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum. Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.
İsrail oğullarının peygamberleri gibidir. İsrail oğullarının peygamberlerine verilen mucizeler ümmetimin Veli’ lerine keramet olarak verildi! ” Hadisi Şerif. Bazı insanların hadisleri inkâr ederek, Veli’ leri ve kerametlerini inkâr etmeleri din düşmanlığının başka bir boyutudur! Amaç insanları Allah dostlarından uzaklaştırıp kötü emellerine alet etmektir! Çünkü Allah dostlarının verdiği Kuranı Kerim terbiyesine sahip insanları çeşitli yalanlar ile kandırıp, nefislere hitap eden sömürü ve ahlaksızlık düzenine alet etmeleri mümkün değildir. Bu nedenle din düşmanlarının ve Şeytanın ilk ve en büyük düşmanları ümmeti Muhammed’ in Veli’ leridir! Peki Veli’ leri nasıl tanıyabiliriz? Zira şeytanın dostlarından da keramet benzeri istidraç denen olaylar zuhur etmektedir! O zaman Veli’ leri nasıl anlayacağız? Onlar Kuran ahlakına sahiptirler, güzel ahlaklı, efendimizin sünnetine bağlı ve dini görevlerini en iyi şekilde yerine getiren, geçmişte eğer hataları var ise çok tövbe edip o hatalarını telafi etmeye çalışan çok gayretli insanlardır! Zaten bu Veli’ ler başka bir Veli tarafından yetiştirildiğinden icazet denilen bir belgeye sahiptir. Yani hocası tarafından insanlara İslam’ ı anlatmak ile görevlendirilmiştir. Silsile itibariyle efendimize bağlıdırlar! Çünkü efendimiz Miraç’ a çıktığında kendisine öğretilen şeylerin % 60 ını herkese öğretmesi emredildi. Zira bu kısımın herkes tarafından bilinmesi zorunlu idi! % 30 unun ise efendimizin istediği kimselere öğretilmesi istendi. Geriye kalan kısım için ise rabbimiz şöyle buyurdu “ Bunları ise kimseye öğretme, gerekirse ben onları bazı kullarıma kendim öğretirim” İşte bu nedenledir ki Veli’ lerin yolu böyle gizli ilimlere sahip bir öğretim sistemidir. Sadece ehil olan insanlara icazet verilir bu yolda. Sahtekâr kimselere asla icazet verilmez. Bu nedenle Veli’ leri tanımanın en önemli yolu Kuranı Kerim in canlı bir örneği olup olmadığı ile alakalıdır. Örneğin onlar İslam ahlakının yaygınlaşması konusunda çok gayretlidirler! İslam’ a yapılan en küçük saldırı bile onları çok fazla rahatsız eder. Demek ki onları tanımanın en önemli yollarından biride İslam’ a olan düşkünlükleridir! Birde böyle kimselere Şeytanın ve dostlarının saldırıları çok olur. Nerede ahlaksız, hortumcu, alkolik, hırsız, terörist ve yalancı insanların azgınları varsa onlara saldırırlar. Karalama ve iftira kampanyaları ile insanlığı onlardan uzaklaştırmaya çalışırlar. Zira bu Veli’ lerin yetiştirdiği Kuran ahlakına sahip insanların bulunduğu toplumda rahat rahat ahlaksızlık yapamayıp insanlığı sömüremeyeceklerdir! Bazen üveysi dediğimiz Bizzat, vesilesiz yüce rabbimizin yetiştirdiği Veli’ lerde vardır. Veysel Karani örneğinde olduğu gibi. Onlarda insanları Hakikatlere ve İslam’ a davet ederler. Halka devamlı nasihatlerde bulunurlar. Ama bunların ellerinde insanları eğitmek için bir belge yoktur. Yanlız bir belgeye sahip olan Veli’ ler bu gibi insanların farkına vardığında onların da Veli olduğunu bilir ve destek verirler. Ama bazıları hiç kimse tarafından bilinmezler. Hatta bazen kendileri bile bilmezler! İşte bu paylaştığım bilgiler dahilinde dikkatli olmalıyız. Her şey yüce rabbimiz için! Ayeti Kerimede belirtildiği gibi “ Deki, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir” Allah a emanet olun. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum tüm insanlığa. Rabbimiz bizleri doğru yoluna ulaştırıp yolunda ayaklarımızı sabit kılsın! Hidayete erdirdikten sonra tekrar sapıklığa düşürmesin!
İpek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla