tualimforum.com  

Geri git   tualimforum.com > GÖRSEL SANATLAR > Sanat Tarihi ve Evreleri > Batı Sanatında Modern Akımlar
amp;markreadhash=guest" rel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul etrel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Batı Sanatında Modern Akımlar Batı sanat akımları ve batı sanatında modern akımlar ile ilgili bilgiler,dökümanlar...


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Soyut Expresyonizm
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
1434

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 18.11.08, 21:12   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Delta Üye
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 561
Konular: 497
Puan Grafiği
Rep Puanı:1952
Rep Gücü:0
RD:Renklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant future
Teşekkür

Ettiği Teşekkür: 3
26 Mesajına 86 Kere Teşekkür Edlidi
:
Arrow Soyut Expresyonizm

Soyut Expresyonizm



İçinde Yaşadığı Ortamın Özellikleri:



Amerika 1940-1970 yılları arasında sanatasal etkinliklerde ön plana çıktı. Bu ülke, diğer konularda da ön planda olduğundan şaşırtıcı bir durum değildi bu. Dünyanın pek çok başka bölgesi, bilinçli ya da bilinçsiz olarak Amerika'nın etkisi altında kaldı. Bu etki hamburger ve blucinden, iş ve siyasal nüfus alanlarına kadar hemen her yerde kendini açıkça hissetirmekteydi. Avrupa, bu gibi ekinliklere özellikle açık olan bir yerdi. İkinci Dünya Savaşı, Avrupanın dünya liderliğini sona erdirmişti. Savaş aynı zamanda Paris'in sanattaki öncülüğüne de son verdi. Avrupa'nın diktatörlükle yönetilen ülkelerinde, yaratıcı sanatın baskı altında bulunması, Alman askeri gücünün hemen her yöreye egemen olmasından sonra Kıta Avrupası kavramının geçerliliğini yitirmesi ve bu kıtadaki birçok sanatçıyla okumuş kimsenin Batı'ya kaçması, Amerika'nın yanısıra bir ölçüde İngiltere'nin de yararlanabileceği iyi bir fırsattı. Paris'in yenilikçi gelenekleri, Avrupa'lı snatçı ve eleştirmenler üzerindeki ağırlığını koruyordu. Hem elindeki büyük modern snat koleksiyonları, hem de Fransa'daki alman işgali, Amerika'da bu yenilikçi geleneklere belli bir uzaklıktan, tarafsızca bakabilmesini sağladı. Bu durum belirli bir yeri dolayısıyla kökleri olmayan tarihe benzer. Mondrian, Leger, Ernst, Dali, Chagall ve Moholy-Nagy gibi Avrupa'nın birçok önemli sanatçısı, savaş yılları boyunca Amerika'da kaldılar ve ülkedeki varlıklarıyla, onlardan önce yapılmış olanlara katkıda bulundular. Daha önce yapılmış bir takım işlerin, öteki insanlardan hiç de farklı olmayan, cesur,atılgan, önlerinde örneklerin lehinde yada aleyhinde tepkide bulunabilen, inançla donanmış, gözüpek profesyonellerce başarıldığını; onların hiç de insan üstü kişiler olmadıklarını bu Avrupalı sanatçılar kanıtlamıştır.

Sonraları Soyut Expresyonizm olarak adlandırılacak akımın öncülüğünü yapan tek bir Amerikalı ressam yoktur. Bu akımın merkezinde, anahtar niteşğinde bir avuç insan ve onların yanında akıma fazla katkıları olmayan ünlü isimler vardı. Bu iş için uygun manevi ortam da mevcuttu. Bu sanatçılar, NewYork'ta yada bu kentin yakınlarında yaşayan, sık sık buluşarak çalışmalarını ve amaçlarını birbirine anlatan kimselerdi. Konuyla ilgilenen yazarlar, eleştirmenler ve şairlerin kurdukları çevre, tartışmaların daha da derinleşmesine ve daha geniş bir dünyaya yayılmasına yol açtı.

Bu ressamlar, köklü birer reformcu değildiler. Daha çok, kendi ruhlarının derinliklerine inen, zaman zaman çevrelerindeki dünyadan fazla, eski mitlerin evrensel özellikleriyle ilgilenen ve kendilerini zenginleştiren düşüncelere, şükran duyguları besleyen idealistlere benziyorlardı. Kierkegaard ve Jung'un düşünceleri ile Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) gibi düşünce akımları Avrupa'dan gelmişti. Ancak, coğrafi olduğu kadar manevi öderlik geleneklerini de yansıtabiliyorlardı. Nitekim, bu ifadelerde sürekli olarak Poe'ya, Thoreau'ya ve Whitman'a ait düşüncelerin yankılarını bulmak mümkündür.

Bunların ilk anda karşı karşıya kaldıkları sanat sorunları, Kübizm'in biçimsel sonuçları ve Sürrealistlerin ilkel temaları olarak özetlenebilir. Ancak Amerikalı sanatçılar, aynı zamanda Meksika duvar resimlerine, bu resimlerin taşıdıkları toplumsal bildirile ve Federal Sanat Projesi'nin az çok uğradığı başarısızlığa dönüp bakabilmişlerdir.(Federal Sanat Projesi 1933'de, sanatçıları desteklemek için NewDeal (Yeni Düzen) Programı uyarınca başlatıldı. Yöneticsi Halger Cahill'in dediği gibi toplumun günlük hayatıyla, sanatı bütünleştirmeye yönelik çalışmaları amaçlamıştı. Ama beklenen başarıyı gösteremedi). Ayrıca Amerikalı sanatçılar, çağdaş Amerikan hayatında politil açıdan belirgin bir gerçekçilikle resim sanatına eğilme, kentsel ve kırsal yaşamı resmetme yolunda son on yıllık dönemlerde Amerikan sanatında yapılan atılımları da gözlemlemişlerdi. Bunlarla birlikte, anılan sanatçılar Avrupa modernizminin bir ölçüde işlenmemiş konularına da eğildiler ve bu sırada Modern Sanat Müzesi'nin ve o zamanki adıyla Nesnel olmayan Sanat Müzesi - bugünkü adıyla da Solomon R.Guggenheim Müzesi'nin duvarlarında asılı duran eserlerden etkilendiler. Modern Sanatlar Müzesinde bulunan Matisse'nin Kırmızı Stüdyo'su ve Monet'nin Nilüferler'i o güne değin hiç kimsenin işlemediği konuları ele almaktaydı: Matisse'in yapıtı durgun bir renk alanını belli belirsiz uzaysal ve aralıksız bşr biçimde yorumluyordu. Almanya'da Elementarizm, Fransa'da ise Sürrealizm oluşmaktayken yapılmış bazı Monet yapıtları da herhangi bir kesin kompozisyonel yapı kaygısı taşımayan, geniş bir yüzeyin açıkça farkedilebildiği ve yüksek bir ifade gücüne sahip fırça darbeleriyle birleşmesinden ibarettir. Nesnel Olmayan Sanat Müzesi'nde, hemen tümü 1920'lerden öncesine ait çok sayıda Kandinsky tabloları görmek mümkündür. Ayrıca Hans Hoffman'ın kişiliğinde New York kenti Avrupadakş sanat akımlarını yakından izlemiş olan ve Matisse, Delaunay, Picasso, Kandinsky gibi sanatçılar hakkında kişisel bilgiye sahip bulunan bir ressam-öğretmen kazanmıştır. New York'ta az veya çok kalcı olarak yerleşmiş bulunan bir başka öğretmen daha vardır: Marcel Duchamp. Duchamp'ın Avrupayla en son ilişkisi, Sürrealizm kanalıyla olmuştur. Sanatçı, savaş sonrası yıllarda Uluslararası Sürrealist sergileri düzenleyen ve bu sergilere kişisel olarak da katılan bir kişi olmayı sürdürmüştür. Ancak kendisi aynı zamanda modernizmin bazı bulgularını onların alaycı ve mantıksal yargılarına götüren bir yenilikçi ve Yeni Dünya uğruna Avrupa'yı terkeden bir Avrupalı olarak da görebiliriz. Amerika, giderek dünya üzerindeki nüfuzunun bilincşne varıyordu. New York'un tüm bir modern mirasa sahip (öykümüz başlayalı beri henün 40 yıl geçmişti) ve kendi kendine yeterli kültürel bir başkent olma özelliği git gide daha çok anlaşılıyordu. Yepyeni bir başlangıç yapabileceğine, keşfedilebilicek yeni alanların açılabileceğine inanılıyordu. Amerika'ya göç edip, orada büyüyen ve kendini Amerikalı bir sanatçı saymakla birlikte Avrupalı kökenlerinin de bilincinde olan insanlar, belki de bu etkşlerin en çok farkına varan kişilerdi. bütün bunlar ve daha pek çok oluşum Amerika'da benzersiz yoğunlukta bir sanat serüvenini desteklemiştir. Bununla birlilte iki noktayı ihmal etmemek gerekir. Bunlardan ilki, bu serüvenin de başka herhangi bir serüven kadar korunduğu ve onlar kadar az ilgi gördüğüdür. İlk desteğini New York'lu bir kaç eleştirmen ve tablo sanatçısından görmüş; sonra aynı zamanda eleştirmenlik de yapan ileri görüşlü (özellikle İngiliz) sanatçıların dikkatini çekmiş, bunu daha sonra Amerikan toplumunun hep bir ağızdan giderek artan koro şeklindeki desteği izlemiştir. 1950'li yılların sonlarında Amerikan sanatı, Washington tarafından nüfuz sağlayıcı önemli bir ihracat aracı olarak değerlendirilmiş ve buna dünya çapında arka çıkılmıştır. İkinci nokta şudur; Soyut Ekspresyonistlerin öncüleri, eserleri, halka verdikleri demeçler ve bir ölçüde kendi hayatlarında tanıdıkları aşırı tutumla, öteki ressamların onayını alırken, bir o kadarının da aaçıktan meydan okuyuşları yüzünden çatışmalara neden olmuşlardır. Bu noktada Duchamp, direnen bir kişi olarak karsımıza çıkar. Sanat dünyasındaki gelişimi, bir tarihle başlamış ve eski modernizmin bu Mefistosu, yeni anlayışın da Mesih'i (kurtarıcısı) gibi giderek büyüyen bir üstün kahraman kimliğine bürünmüştür.

Soyut Ekspresyonizm'in öncüleri, birbiriylekarşılıklı ilişkileri olan kimselerdi. Bunlardan biri olan Tobey, Amerika'nın batı kıyılarındaki Seattle'da yaşamış ve yapıtlarını bu kentte vermişti; ancak onun tüm çalışmaları New York'ta biliniyordu. Söz konusu öncülerin diğerleri New York'luydu. Bunların hiç biri genç değildi: Soyut Ekspresyonizm'in en önemli yılı olan 1948'de oratalama yaşları kırk'ın üzerindeydi: Tobey 58, Rothko 45, de Kooning ve Still 44, Gorky ve Newman 43 (Gorky aynı yıl intihar etti), Kline 38, Pollock ve Motherwell 35 yaşındaydılar. Gorky, de Kooning ve Rothko birer göçmendi; de Kooning ülkeye öğrenim görmüş bir ressam olarak, 20 yaşlarındayken gelmişti. Diğer ikisi ise daha küçük yaşta Amerika'ya göç etmişlerdi. Amerika'nın yerlileri olanlardan Tobey ve Motherwell, kozmopolit kimselerdi. Motherwell, Fransız şiirini ve estetiğini çok iyi bilen bir sanatçıydı. Önceleri Bahai meshebine mensup olan Tobey, 1920'ler ve 1930'larda bir süre Avrupa'da yaşamış, Çin'e ve Japonya'ya giderek, Uzakdoğudaki bir Zen manastırında bir ay kalmıştır. Eğer Amerikalılık, Birleşik Devletlerin yabancı köklerinden oluştuğunun bilincinde olmayı ve hatta kültürel karışımın izolasyonunu da tanımlıyorsa, öteki ressamlar daha çok Amerikalı sayılabilirler. Bunların paylaştıkları ortak duygu, bir ölçüde maddeci bir toplum sisteminin sınırlamalarına karşı tutkulu bir dirençten kaynaklanan yeni bir sanatın doğması gerektiği yolundaydı. Bu yeni sanat, salt Avrupalı olmakla da kalmayacak, aynı zamanda belli bir üsluba bağlı kalmayarak, bireyin kendisiyle ilgili özellikleri geniş ölçüde açığa vurmasıyla Amerikalı olamaan niteliklerde dösterecekti. Motherwell bu serüveni şöyle açıklar: "gerçeğe özgü unsurlarla mutlak bir savaş vererek, bilinmeyen bir tekneyle kimsenin bilmediği bir yere, karanlıkta yolculuk etmek". Burada önemli olan yolculuğun inanılır olması ve bir sonuca varma çabasının kesinliğiydi.
Renklerin Dansı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
expresyonizm, soyut


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Soyut Wallpaperler ASYA Wallpaper-Duvar Kağıtları-Ekran Koruyucu 0 28.11.11 00:57
Expresyonizm'in Tanımı Ve Tarihçesi.. Renklerin Dansı Batı Sanatında Modern Akımlar 0 18.11.08 21:09
Soyut...... Soyutlama tualim Sanat Akımları 0 02.11.08 20:09
Soyut Sanat Akımları tualim Sanat Akımları 0 02.11.08 19:52
Soyut Ressam Selim Turan tualim Biçimlendirme Teknikleri 0 02.11.08 18:45


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:03 .


Powered by vBulletin Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2