tualimforum.com  

Geri git   tualimforum.com > GÖRSEL SANATLAR > Sanat Tarihi ve Evreleri > Çağdaş Sanat
amp;markreadhash=guest" rel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul etrel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Çağdaş Sanat Çağdaş sanatlar ile ilgili detaylı bilgiler ve dökümanlar...


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
PostModern Sanat ya da Avangard'ın İmkansızlığı
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
569

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 18.11.08, 21:07   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Delta Üye
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 561
Konular: 497
Puan Grafiği
Rep Puanı:1952
Rep Gücü:0
RD:Renklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant futureRenklerin Dansı has a brilliant future
Teşekkür

Ettiği Teşekkür: 3
26 Mesajına 86 Kere Teşekkür Edlidi
:
Arrow PostModern Sanat ya da Avangard'ın İmkansızlığı

PostModern Sanat ya da Avangard'ın İmkansızlığı

Avangard kendisini ana kitleden zamansal bir boyutla ayıran uzaklığı gösterir. Küçük bir öncü birimin şimdi yaptığı şeyi daha sonra bütün bir kitle tekrarlayacaktır. Bu birimin “ileri” görülmesinin ardında yatan varsayım, “ötekilerin bunları taklit edeceğidir”. Ve biz ne tarafın ön ne tarafın arka, neresinin “önde” neresinin “geride” olduğunu kesin olarak biliyoruz. Yani avangard kavramı, özünde muntazam bir uzam ve zaman düşüncesini ve bu iki düzenin özsel koordinasyonu düşüncesini ifade ediyor. Avangarddan söz edilebilen bir dünyada “ileri” ve “geri” kavramlarının aynı zamanda hem uzamsal hem de zamansal boyutu vardır.
Bu yüzden de postmodern dünyada avangarddan söz etmek pek anlamlı değildir. Evet, postmodern dünyada her şey hareket halindedir. Fakat bu hareketler rastgele ve dağınıktır; kesin (hele de kümülatif istikametlerden yoksundur. Bunların “ileri” ya da “geri” doğasını yargılamak zor, belki de imkansızdır. Ne tarafın “ileri” ve ne tarafın “geri” olduğunu kesin olarak bilmiyoruz (ve bunu bildiğimizden nasıl emin olacağımızı da bilmiyoruz). Dolayısıyla da, hangi hareketin “ilerici” ve hangisinin “gerici” olduğunu kesin olarak söyleyemiyoruz. Leonard B. Meyer’in 1967’de dediği gibi: Çağdaş sanat, değişken bir kararlı duruma, bir tür hareketli durgunluk haline ulaşmıştır; her bir tekil birim hareket ediyor fakat bu öteye-beriye gidiş-gelişin pek mantığı yoktur; bu parçalı değişimler bir araya gelerek bütün bir akım oluşturmuyor; ve böyle olunca da bütün yerinden kımıldamıyor.
Bugün olmayan şey ise daha önceleri bize neyin ileriye neyin geriye doğru hareket olacağını bilmemize imkan sağlayan öncü kıtadır.
Eğer yüzyıl dönümündeki sanat kendi hareketliliğini ve yeniliklerini bir avangard hareketi olarak yaşadıysa bu, -modernliğin insanları ümitlendirdiği ve gerçekleşmeyi vaat ettiği değişimin ağır ve hantal yürüyüşüne tahammülsüzlüğün ve bunun getirdiği bıkkınlığın beslediği entelektüel hareket olan- modernizm perspektifi sayesinde gerçekleşmiştir. Moernizm kırılan ümitler ve gerçekleşmeyen vaatler karşısında bir protesto ve bu ümitlerin ne denli ciddiye alındığına dair bir tanıklıktı. Modernistler, modern zihniyetin kutsadığı ve modern toplumun hizmet yemini ettiği değerleri olduğu gibi yuttu. Aynı şekilde zamanın vektörel bir doğasının olduğuna ve bir istikamete doğru aktığına içtenlikle inandılar. Buna göre sonradan ortaya çıkan şey ne olursa olsun daha iyidir; geçmişe doğru uzanan şey ise daha kötü. Bunlar tarihin ilerici doğasına güvenmiş ve dolayısıyla da yeninin ortaya çıkmasıyla eskiden kalanın, devralınanın, miras bırakılanın gereksizleştiğine inanmış, onları birer harabeye çevirmiş ve yaşama hakkından yoksun bırakmışlardı. Modernistler tırıs giden modernliği dörtnala koşturmak ve tarihin motoruna yakıt eklemek istiyorlardı.
Stefan Morawski, sanatsal avangardın, aksi halde tamamen ayrı olan tüm kesimlerini birleştiren özelliklerini şöyle sıralıyor: Bunların hepsine öncülük ruhu sinmişti; hepsi de sanatların bugün içinde bulunduğu duruma nefret ve tiksintiyle bakıyorlardı, toplumda sanata biçilen bugünkü role eleştirel yaklaşıyordu, geçmişle ve geçmişin yücelttiği kurallarla alay ediyorlardı. Hepsi de kendi sanatsal icralarına daha derin bir tarihsel anlam yükleyerek, gayretle kendi yolları ve amaçları üzerine teori geliştiriyorlardı. Sanatın kabul gören anlamının çok ötesine geçerek sanatı ve sanatçıları ilerleme ordusunun öncü kıtaları olarak, gelecek zamanlardan haber veren kolektif bir müjdeci olarak, yarının evrensel kalıbının bir öncü kılavuzu olarak görüyorlardı.
Bu manzaradan şu ortaya çıkıyor ki modernistler, modernliğin kendisinden daha modern idiler ve ondan aldıkları esin ve izinle modernlik adına hareket ediyorlardı. Tıpkı modernlik gibi, geleneğin tek faydasının insanın neyi kıracağını bilmesine yardımcı olması olduğunu ve sınırların ihlal edilmek için var olduğuna inanıyorlardı. Bunların çoğu, işaret ve cesaretlerini bilim ve teknolojiden alıyorlardı. Modernlik ve bunun bütün eserleri olmadan modernistler düşünülemezdi.
Modernistler “geride” kaldıklarını düşünükleri bu insanları aydınlatmak istiyorlardı. Çünkü modernistler, ancak onlara bu “geri, cahil, aydınlanmamış” muamelesi yapabildikleri sürece avangard pozisyonunda kalabilirlerdi. Evet, onların bu cehaletleri karşısında çoğu zaman öfkeye kapılıyorlardı. Ama modernistleri asıl afallatan durum, verdikleri derslerin çok kolay görüldüğü durumlardı. Çünkü bu durumda kendi önerileri genel kabul gördüğü ve eserleri popülerleştiği için, öğretmenlerle öğrenciler, avangardla geride kalan arasındaki farkın kapanması tehlikesi ortaya çıkıyordu.
İşte avangardın çelişkisi buradaydı: yapmak istediğinde başarılı olduğunda kaybetmiş olacak, yenilmesi ise doğru yolda olduğunu gösterecekti. Halkın teveccühü korkusuyla yatıp kalkan avangard her geçen gün biraz daha zor (ve dolayısıyla da daha az hazmedilebilir) sanatsal form arayışına giriyordu. Yani, sadece bir hedefe götüren bir araç ve geçici bir durum olması gereken şey bu şekilde anlaşılmaz bir biçimde nihai hedef ve bir süreklilik haline dönüşüyordu. Avrupalı entelektüel sınıfların en ileri kesimleri kitleleri kültürden dışlamak için muntazam bir çaba harcıyorlardı. Sanki modern sanatın temel işlevi halkı iki sınıfa bölmekti: Sanatı anlayabilenler ve anlayamayanlar.
Avangarda öldürücü darbeyi olağanüstü ticari başarısı vuruyor, avangard artık ticari piyasa tarafından kucaklanan bir şey oluyor. Aslında bu sanat toplumsal ayırım yaratmasını içinde taşıdığı tartışmalı yapısına borçluydu. Kendi toplumsal pozisyonlarından emin olmayan, ayrıcalıklı olmak isteyen, gözünü yukarılara dikmiş orta-sınıf avangard sanatın en istekli müşterilerini oluşturuyordu. Bu, pek de öyle modernleştirme misyonunun başarısı olarak değil, ayrıcalıklı pozisyonların satın alınabilir hale gelmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyordu.
Öte yandan ise, şu her geçen gün biraz daha ortaya çıkıyordu: Halkın teveccühü ve kabulü tuzağından kaçışın da kendi sınırları vardı. İnsan er ya da geç duvara toslamak durumundaydı: ihlal edilecek sınırlar ve kırılacak kalıplar asla sonsuz değildi. Sürekli devrim olarak yaşanan sanatların sonu öz-yıkımdı. Çünkü bir noktada artık gidilecek hiçbir yerin kalmadığı bir an geliyordu.
Görüldüğü gibi son, avangard sanatın hem dışından hem de içinden geliyordu. Dünyevi olanın doğası belli bir mesafede tutulmayı reddederken sonsuza dek yeni kalacak öteki-dünyasal mekanlar da bir yerde tükeniyordu. Yani şunu diyebiliriz: avangard sanatlar, niyetleri itibariyle modern, (hiç beklenmeyen ve fakat kaçınılmaz olan) sonuçları itibariyle ise postmoderndi.
Bugünkü postmodern düzenekte ise bir avangarddan söz etmek mümkün değildir. Günümüz sanatçılarının takındıkları modern tutum, bir tavırdan çok bir poz olarak görülebilir. “Postmodern avangard” deyimi kendi içinde çelişkili bir deyimdir.
Artık tarzlar ilerici ve gerici diye ayrılmıyor. Bugün yeni sanatsal icatlar, eskiden kalmış olanları avlayarak onların yerlerine geçmek için değil, artık önüne gelenin katıldığı sanat sahnesinde kendilerinin de ayak basabileceği bir yer bularak ötekilerin arasına karışmak için yapılıyor. Artzamanlılığın yerini eşzamanlılığın, ardıllığın yerini birlikte varolmanın ve tarihin yerini daimi bugünün aldığı bir düzenekte Haçlı Seferlerinin yerini de rekabet alıyor. Artık sahte gerçeklerin tümünü boğmaya yazgılı olan bir ve tek gerçeğin savunusundan söz edilemez. Artık eski ve yeni tüm tarzlar, aynı stratejiyi uygulayarak yaşamaya haklarının olduğunu göstermek zorundalar. Çünkü bunların hepsi, maksimum etki ve hazır tüketim için yaratılan bütün kültürel yaratılar için geçerli olan aynı yasalara tabidirler. Rekabetin geçerli olduğu durumda grup faaliyetlerine, düşünce topluluklarına, hizaya sokulmuş ve hizaya sokan okullara, velhasıl kutsal savaş dönemlerinin tipik öğeleri olan “birleşen güçler ve saflar”ın hiçbirine pek yer yoktur. Dolayısıyla da burada, kolektif olarak tasarlanan ve ilan edilen kural ve yasaların pek yeri yoktur. Her sanat eseri sıfırdan başlar ve soy yaratmayı pek düşünmez.
Eğer yenilik artık devrimle ilintili değilse, yenilikler artık ilerlemeye eşit değilse ve yeniliği reddetmek illa da cehaletçilikle ve gericilikle bağlantılandırılmıyorsa, bu durumda nasıl bir ayırıcı hat çizeceksiniz? İlerleme vizyonu, evrensel olarak kabul edildiği zaman, “Sanat nedir ve ne değildir?” ya da “İyi ve kötü sanat nedir?” gibi sorulara nesnel görünen cevaplar verilmesini mümkün kılıyor ve kendi adına yapılan değerlendirmelere sarsılmaz bir otorite veriyordu.
Bugün artık tabakalaştırma/ayırma gücü sanatsal yaratılardan çok bunların izlendiği ya da satın alındığı yerlerle bunların satıldığı fiyatın elinde bulunuyor. Bu bağlamda sanat eserleri piyasada satılan öteki mallardan pek farklı değildir. Öyleyse postmodern, postavangard evrende sanatların ayırt ediciliği için nereye bakılacaktır?
Avangard dönemin (ve daha genel anlamda da modernist hareketler döneminin) mirası, sanatların ve ilerleyen tarihin hücum kıtaları olarak sanatçıların imajıdır. Sanatsal avangard, işlerini devrimci bir faaliyet olarak yaşıyordu. Sanatın, toplumsal gerçekliği, tek başına gerçekliğin girmesinin zor olduğu bir kalıba sokması ümit ediliyordu.
Halbuki günümüz sanatçıları toplumsal gerçekliğin şekli ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Daha doğrusu bunlar kendilerini nevi şahsına münhasır gerçeklik durumuna, burada kendi kendine yeten bir gerçekliğe yükseltiyor. Bu bağlamda sanatlar, bir bütün olarak postmodern kültürün Jean Baudrillard’ın deyimiyle, bir temsil (representiation) kültürü değil bir taklit (simulacrum) kültürü olan postmodern kültürün içinde bulunduğu durumu paylaşıyor. Bugün sanat, pek çok alternatif gerçeklikten sadece biridir (ve, tersinden söylersek, toplumsal gerçeklik denen şey pek çok alternatif sanattan sadece biridir). Ve burada her bir gerçeklik, kendi kendini ispatlamak ve doğrulamak için kullandığı kendi zımni varsayımlarına ve açıkça ilan edilen prosedür ve mekanizmalarına sahiptir. Dolayısıyla da bu bir çok gerçeklik arasında hangisinin “daha gerçek” olduğunu, hangisinin birincil hangisinin ikincil olduğunu ve hangi birinin diğerlerinin doğruluk ya da yeterliliğinin ölçülmesinde kullanılacak referans noktası ve ölçüt olacağını sormak her her geçen gün biraz daha zorlaşıyor; buna karar vermek ise daha da güçleşiyor. Bu türden sorular, alışkanlıktan dolayı sorulmaya devam etse bile, aranan cevap için araştırmaya nereden başlanacağı açık değildir.
Postmodern sanatlar, sanat dışı gerçeklikten büyük ölçüde bağımsızdır; bu, modernist seleflerinin ancak hayal edebilecekleri bir bağımsızlık derecesidir. Fakat bu emsalsiz özgürlüğün bir bedeli vardır: bu bedel, dünya için yeni izler sürme özleminden vazgeçmektir.
Baudrillard’ın dediği gibi, sanat eserinin değeri bugün reklam ve ünle ölçülüyor (hitap ettiği kitle ne kadar büyükse sanat eseri de o kadar büyük oluyor). Yaratının büyüklüğünü belirleyen şey imgenin gücü ya da sesin işitilme gücü değil, -sanatçının kontrolü dışında faktörler olan- röprodüksiyon ve kopyalama makinelerinin verimliliğidir (Andy Warhol örneği, s. 144). Sonuçta önemli olan, neyin kopyalandığı değil, kaç kopyasının satıldığıdır.

Sanat'ın Anlamı ve Anlam Sanatı
Bir dili yaratan şey, belli işaretler ve anlamlar arasındaki zorunlu bağlantıların toplumsal kabulüdür. Ancak öyle görünüyor ki çağdaş sanat, her şeyden çok, bu toplumsal kabulün, öğrenmenin ve eğitimin “zorunlu” bağların şemalarına oturttuğu her şeye meydan okumak, bunları reddetmek ve altüst etmekle uğraşıyor. Her sanatçı ve her sanat yapıtı, olmayacak duaya amin dercesine, özel ve yeni bir dil yaratmaya ve bunu gerçek ve resmi bir dil, bir iletişim aracı haline dönüştürmeye çalışıyor; fakat, tam da kurulan düş gerçekleşmeye yaklaşınca, panik halinde, henüz anlayışın evcilleştirmediği yeni bir yabaniliğe geri dönüyorlar.
Postmodern bir sanatçı ya da yazar, bir filozofun durumunda bulunuyor, eserleri, ilke olarak önceden kabul edilmiş kurallar tarafından yönetilmiyor. Bunlar, bilinen kategoriler uygulanarak kesin bir yargıya tabi tutulamaz. Zaten bu metin ve eserlerin aradığı şey, bu kurallar ve kategorilerdir. Yani sanatçı ve yazarlar, yapılmış olacak olan şeyin kurallarını belirlemek için, ellerinde kural olmadan çalışıyorlar. Dolayısıyla da eser ve metinler bir olay niteliği taşıyorlar; meydana gelişleri yaratıcıları için çok geç oluyor ya da –ki bu da aynı şeydir- bunların gerçekleşmesi her zaman için çok erken başlıyor. Yani postmodernin önceki gelecek zaman çatısının paradoksu içinde anlaşılması gerekiyor. (Lyotard).
Eserin inşa edildiği kurallar sadece olay olduktan sonra bulunabilir (tabii eğer bulunabilecekse); yaratma faaliyetinin sonunda ve de okuma ve incelemenin sonunda. Çünkü her bir yaratım eylemi eşsizdir, önce yaşanmış bir örneği yoktur ve hiçbir öncülüne gönderme yapmaz. Öncüllerine gönderme yapmasının tek biçimi onlardan söz etmektir, yani onların bulunduğu orijinal yerlerden alıntılar yapmak ve dolayısıyla da, bunları teyit etmek yerine, bunların orijinal anlamlarını bozmaktır. Kurallar, okuyucu, dinleyici ya da izleyicinin gözleri, kulakları ve zihinleriyle her bir ardıl karşılaşmasında, daima inşa, aranma ve bulunma halindedir; her zaman benzer bir eşsiz biçimde ve aynı şekilde eşsiz bir olay olarak. Böyle kuralların bulunduğu formların hiçbiri, yetkiyle donatılmış ya da doğru olarak kabul edilmiş herhangi eski bir norm ya da temayül tarafından önceden belirlenemez. Aynı şekilde, sadece bulunduğu durum için geçerli olan ya da tanımlanan bu tür kurallar gelecek okumalar için bağlayıcı değildir. Yani hem yaratım hem de alımlama daimi birer keşif sürecidir; ve bu keşif, asla keşfedilebilecek her şeyi keşfedecek ya da tamamen farklı bir keşfi imkansız kılacak bir biçim keşfedecek bir keşif değildir... Postmodern sanatçının işi, seslendirilemeyeni seslendirme ve görülemeyene şekil verme gibi kahramanca bir iştir. Fakat aynı zamanda da, birden fazla ses ya da şeklin mümkün olduğunun gösterilmesi ve dolayısıyla da, aynı zamanda anlam-yaratım süreci olan sonsuz yorumlama sürecine katılınması için yapılan ebedi bir davettir. Sanat eserinin anlamı, sanatçı ile izleyici arasında bir yerde durmaktadır.
Modern sanatçıların yaptıkları her şey daha öncekinden daha iyi bir temsilin kanatları altında yapıldı ve mevcut konvansiyonlar tarafından sadece yalanlanan ya da geçici olarak gizlenen “tek hakikat”e daha da yaklaşma saiki tarafından güdülendi. Halbuki çağdaş sanat artık “temsil (etme)” ile uğraşmıyor. Sanat eseri tarafından yakalanması gereken gerçeğin “orada bir yerde” –sanat dışı ve sanat öncesi gerçeklikte- saklandığını, bulunmayı ve kendisine sanatsal anlam yüklenmesini beklediğini varsaymıyor. “Gerçekliğin” otoritesinden bu şekilde “kurtulan” sanatsal imge, sürekli anlam yaratımı telaşı içinde, bütün bir insanlık dünyasının geri kalan kısmı ile aynı statüde olduğunu düşünüyor ve bunun tadını çıkarıyor! Çağdaş sanat, yaşamı reddetmek yerine bunu kendi içeriğine katıyor.
Böyle bir dünyada bütün anlamlar, ebedi olarak tartışma, müzakere, yorumlama ve yeniden yorumlamaya açık olan önerilerdir. Hiçbir anlam nihai olarak tanımlanmıyor ve bir defa tanımlanan hiçbir anlam ebediyen geçerli olmuyor.
Postmodern imgelerin yazarı, bir yaratıcıdan çok bir animatör ya da icracıdır... Böyle bir yazarlık, süreci başlatma eylemini içeriyor. Fakat bu şekilde başlatılan süreç, somut bir formda nihai bir nesnelleşme noktasını hedeflemiyor; bunun yerine, pek çok yol boyunca özgür ve delişmen bir biçimde koşuyor ve buralarda natamam ve açık-uçlu kalıyor. (Anna Jamroziak).
Yani diyebiliriz ki, postmodern sanatın anlamı, anlam yaratımı sürecini taklit etmek ve bu sürecin kesintiye uğramasını önlemek; anlamın asli çok sesliliğine ve bütün yorumların muğlaklığına karşı uyanık olmak; ve bu süreç devam ederken herhangi bir noktada bulunan bulgunun, imkanlar ırmağının akışını kesen buzlu bir kural haline gelmesini önleyen bir tür entelektüel ve duygusal antifriz görevi yapmaktır. Postmodern sanat gerçekliği denenmemiş olanakların mezarlığı olarak onaylamak yerine, anlamların ebediyen natamamlılığını ve dolayısıyla da imkan alanının özsel tükenmezliğini açığa çıkarıyor. Hatta, postmodern sanatın anlamının anlamın yapısının sökülmesi, daha doğrusu anlamın gizinin açığa vurulması olduğu bile söylenebilir. Bu anlam, ancak ve sadece yorum ve eleştiri sürecinde “var olan” ve bu süreçle birlikte ölen bir anlamdır.
İşte postmodern sanatı yıkıcı bir güç yapan şey de budur.
Yaşam kalitesinin ölçütü olarak düzen ve konsensüsün yerini özgürlük aldığı zaman postmodern sanat büyük bir başarı kazanıyor. Çünkü bu sanat, muhayyileyi uyanık tutmak ve dolayısıyla da imkanları canlı ve genç tutmak suretiyle özgürlüğü arttırıyor. Aynı şekilde inançları akışkan yaparak da özgürlüğe destek oluyor; çünkü böylece inançlar ölü ve körleştirici kesinlikler haline gelemiyor.
Postmodern sanatçıların veresiye yaşamaya mahkum oldukları söylenebilir: Kendi eserleriyle ortaya çıkan pratik, bırakın “estetik değer”i, bir “toplumsal olgu” olarak bile mevcut değildir; ayrıca ileride böyle olacağını önceden kestirmenin de hiçbir yolu yoktur. Sonuçta bir kişinin geleceğe güvenebilmesinin tek koşulu, geçmişin bugünün uymak zorunda olduğu otoriteye sahip olmasıdır. Bu da böyle olmadığına göre sanatçıların önünde tek bir olanak kalıyor: deney yapma.
Deney yapmak risk almak demektir; hem de tek başına, kişinin kendi sorumluluğuyla ve de estetik gerçekliği olan sanatsal olanağın tek şansı olarak sadece kendi vizyon gücüne güvenerek risk almak.
Dış dünyaya direnmek, konsensüsü yıkmak ve, deney yoluyla, araçsallaştırılmış, dilbilimsel-bilgisel aklın kendine uygun olarak biçilmiş “kültür politikası” ile öngöremediği olanakları/ olabilirlikleri genişletmek, tıpkı geçmişte modern sanatçıların olduğu gibi, bugün postmodern sanatın da görevidir. Fakat burada gelecekteki konsensüs umudunun yerini nihai ve indirgenemez farklılaşmaya övgü alıyor. Farklılığa yönelik adalet ancak olumsuz bir biçimde gerçekleştirilebilir ve dolayısıyla da totallik vizyonu olmadan yapılmaya mahkumdur. Kültür, *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*fiziğin ve bunun ideolojik uzantılarının hapishanesinden kurtarılmalıdır. (Anna Zeidler-Janiszewska).
Bu görev bugün de aynen modernist-avangard dönemde olduğu gibi güçtür; fakat şimdi sanatçılardan daha fazla cesaret ve kararlılık istiyor. Yalnız muhalif, eylemlerini artık yeni kolektivite tarafından ödüllendirilme umudu olmadan yapmak durumundadır. Postmodern sanatçılar da tıpkı selefleri gibi birer “avangard”dır; ancak bu, modernistlerin kendi rollerini nasıl tanımladıkları ve bu rollerinin nasıl görülmesini istediklerinden çok farklı bir avangardlıktır. Eğer modernist avangard, “yeni ve ileri” bir konsensüse giden bir yolun izini sürmekle uğraşıyorduysa, postmodern avangardizm, sadece mevcut ve geçiciliği kabul edilen konsensüs biçimine meydan okumak ve bunun kökünü kazımakla kalmıyor, aynı zamanda da gelecekte evrensel ve dolayısıyla da boğucu herhangi bir ittifakın/ anlaşmanın olabilirliğini ortadan kaldırıyor.
Şimdi artık bağlayıcı şemalardan ve kati metotlardan yoksun olan sanatçıyı ve artık görmenin kuralları ile zevkin tekbiçimliliği zevkinden yoksun kalan izleyici/ dinleyiciyi, nesnel hakikat ile gerçekliğin öznel temelleri soru(n)larını kaçınılmaz olarak bir araya getiren anlama/ yorumlama/ anlam-yaratma sürecine zorladığı ölçüde, postmodern sanat eleştirel ve özgürleştirici bir güçtür. Postmodern sanat bunu yapmakla, yaşamın olabilirliklerini ki bunlar sonsuzdur, konsensüsün imkansızlaştırıcı ve yetkisizleştirici ki böyle olmak zorundadır, bunun başka bir biçimi yoktur tiranlığından kurtarıyor. Yani postmodern sanatın anlamı, anlam sanatlarına açılan kapıyı ağzına kadar açmaktır.


Avangardın davası, sanatı ve hayatı buluşturmaktır. Sanatın içinden toplumu dönüştürmeyi umar. 20. yüzyılda eleştirel bir kültürün kurulmasındaki en aykırı deneyimi oluşturur.

Bürger, iki dünya savaşı arasında tırmanan, dada, sürrealizm gibi avangard girişimler ve kışkırttıkları kuramsal polemikler ışığında, avangardın toplumsal, tarihsel suretini çıkarır. Avangardın modernizmle ilişkilendirilmesinde sürüp giden belirsizliği çözümler. Avangard Kuramı 20. yüzyıl kültürü, sanatı ve edebiyatı üzerine incelemelerde bir eşik sayılır. Uyandırdığı tartışmalar hâlâ sürüp gitmekte ve avangardın sicilini zenginleştirmektedir. 1968 eylemleri avangardın belki sonu, belki de yeniden doğuşudur. Öyle veya böyle, avangard, sanatın hayatındadır. Uyandırdığı umut ve tehdit etkisini sürdürür.
Renklerin Dansı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
avangardin, da, postmodern, sanat, ya, İmkansizligi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Pratik Kız Sanat Okulu - Aydın Pratik Kız Sanat Okulu Tanıtımı ve İletişim Adresi SERDEM Liseler - Anadolu Liseleri - Fen Liseleri 0 30.07.12 23:43
Sanat ile İlgili Atasözleri - Sanat ile İlgili Sözler Başak Özlü Sözler 0 22.12.11 18:08
Pratik Kız Sanat Okulu Antalya Gazipaşa - Pratik Kız Sanat Okulu SERDEM Liseler - Anadolu Liseleri - Fen Liseleri 0 15.02.11 05:35
Pratik Kız Sanat Okulu Adana Karaisalı,Pratik Kız Sanat Okulu SERDEM Liseler - Anadolu Liseleri - Fen Liseleri 0 22.09.10 20:47
Postmodern Roman SERDEM Türkçe-Edebiyat-Dil Bilgisi 0 11.12.09 17:13


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:31 .


Powered by vBulletin Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2