tualimforum.com  

Geri git   tualimforum.com > TUALİM KAFE > İçinizden Geldigi Gibi
amp;markreadhash=guest" rel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul etrel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

İçinizden Geldigi Gibi Karalama Tahtası,Hikayeler,makaleler,köşe yazıları,size ait yazılar,duygularınız,İçinizden geldiği gibi...


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Yorgun Çiftler Elif Şafak - Elif Şafak Yazıları
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
615

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 28.06.12, 05:27   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Moderator
 
ASYA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 6.431
Konular: 5294
Puan Grafiği
Rep Puanı:9345
Rep Gücü:109
RD:ASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond reputeASYA has a reputation beyond repute
Teşekkür

Ettiği Teşekkür: 114
472 Mesajına 819 Kere Teşekkür Edlidi
:
Standart Yorgun Çiftler Elif Şafak - Elif Şafak Yazıları

Yorgun Çiftler Elif Şafak - Elif Şafak Yazıları


Kadın baktı aynada kendine. Baktı uzun uzun, yüzündeki çizgilere. Parmaklarının ucuyla usulca değdi kırışıklıklara, pürüzlere, senelerin izlerine. Yüreği hop etti. Korktu. Yitirmekten endişe duydu. Çirkinleşmekten, sevilmemekten, yaşlanmaktan ve en çok da tek başına kalmaktan... Aşkı ve evliliği bir yarış gibi algıladığını fark edemeden, kaybeden taraf olmaktan korktu. Hiçbir sebep yoktu aslında böyle paniğe kapılması için. Elle tutulur, gözle görülür hiçbir neden yoktu, kendi zihninin paranoyalarından başka. Gene de çıkamadı bu ruh halinden. Atamadı üstünden. Kendine olan güveni bir tutam tuz gibi eriyiverdi. Sarıldı telefona. Randevular yaptı peş peşe. Kuaför, manikür, masaj, cilt bakımı, alışveriş...


Takip eden üç gün boyunca arayan arkadaşlarına şaka yollu cevap verdi: “Hayatım buluşamam, bakımdayım valla; kendimi bakıma aldım.” Üç gün sonra cildi pırıl pırıl, saçları yapılı, üzerinde yepyeni bir kıyafetle çıktı kocasının karşısına. Parfümler süründü, rujunu tazeledi. “Hiç niyetim yok” dedi kendi kendine. “Niyetim yok sahip olduklarımı kaybetmeye!” Bundan böyle tüm varlığını mevcut halini korumaya adayacaktı. Ahdetti. Azimliydi. Kararlıydı. Güçlüydü. Ya da öyle sandı. Lakin yüreğindeki tedirginlik, zihnindeki şüphe gölge düşürdü yüzünün ışıltısına. Gözlerinde bir kara bulut dolaştı, ha yağdı ha yağacak. Sofrayı kurdu. Onun en sevdiği yemekleri hazırladı ya da hazırlattı.

Tablo gibi bir masa donattı. Bekledi. Dudaklarını ısırarak, tırnaklarıyla oynayarak bekledi. Adam geldiğinde yorgundu, hem de çok. O kadar çok şey geçmişti ki başından bir gün içinde, elâlemin nazıyla uğraş, patronun kaprisiyle uğraş, onun bunun ağız kokusuyla uğraş. İpte yürüyen cambaz gibi görüyordu kendini bazen. Her gün baştan sona yürümesi gerekiyordu incecik bir ipi. Aşağısı boşluk. Konuşası yoktu. Susmak, susabilmekti tek isteği. Yemek yemek, rahat bir şeyler giymek, bir koltuğa çökmek, hiçbir şey düşünmeden, hiçbir sorumluluk üstlenmeden boş boş televizyona bakabilmek... Rollerden ve kimliklerden, vazifelerden ve yükümlülüklerden sıyrılmak birkaç saatliğine de olsa hesap vermeden, açıklama yapmadan sadece ve öylece durabilmek.

Buydu istediği. Tek istediği. Kadın kendi dünyasındaydı. Dünyasında sadece iki kişiye yer vardı. Peçeteleri açıp açıp katladı. Bardakların yerini değiştirip salatayı nane yapraklarıyla süsledi. Yeter ki iş olsun. Göz ucuyla adama baktı. Ne diyecek, merak etti. Bekledi. Bir çift güzel söz, bir tatlı iltifat. Fark edilmeyi, önemsenmeyi bekledi. Birden yorgun hissetti kendini. Yaşının çok ötesinde üzerine çöküveren bir yorgunluk...

Tüm enerjisi damarlarından çekilmiş gibi oturdu bir koltuğa. Sinirli, gergin bir sigara yaktı. “Bırakamadım ya şu mereti!” diye söylendi. Sonra kocasına yöneltti bakışlarını. Ve böylesine diken üstünde olduğu için sorduğu soru da ağzından sert çıkıverdi. Halbuki kavga etmek değildi niyeti. “Neredeydin?” dedi. “Bu saate kadar neredeydin?” “Nerede olabilirim?” dedi adam. Diken diken çıktı sesi, böyle anlamsız bir soruya maruz kalmanın hıncıyla. “Her gün mü meşgulsün? Bu kadar mı yoğunsun?” dedi kadın, incecik bir duman savurdu havaya. “Çocukların ne âlemde, karın ne yapıyor, hiçbir şeyden haberin yok.” Erkek derin bir nefes aldı. Konuşmak yerine beden dilini yeğlerdi oldum olası. Mimiklere kelimelerden daha fazla itimat edenlerdendi. İzahat etmek yerine iç çekmek, göz devirmek, ters ters bakmak, olmadı yürüyüp çıkmak, çekip gitmek, kapıyı çarpmak...

Onun kendini anlatma biçimi bunlardı. Yemek yerken fazla bir şey konuşmadılar. Ara sıra ekrana takıldı gözleri. Neyse ki gündem yoğundu her zamanki gibi. Televizyonla oyalandılar bir müddet. Tabak çanakların, çatal bıçakların sesleri bastırdı aralarında biriken sessizliği. Aniden televizyonun sesini kısıp kumandayı fırlattı kadın. Ellerini yüzüne kapattı. Ağlamaya başladı, kontrolsüz. Şu anda ne güzel olmak, ne genç görünmek, hiçbir şeyin önemi yoktu.

Ağlamayı sevenlerdendi. Akışa bıraktı kendini. Ağladıkça kendine acıdı, kendine acıdıkça daha çok ağladı. Çok büyük bir haksızlığa kurban gitmiş gibi hissetti. Ne olduğunu bilmediği bir haksızlık. Genç kızlığına, çocukluğuna, seçtiği ve seçmediği yollara, geride bıraktığı yıllara, tek seferde tüm bir hayata ağlamaya başladı. Erkek gergin yemeğini yemeye devam etti. Nefret ediyordu gözyaşlarının koz olarak kullanılmasından. Sırtı dik, tüyleri diken diken... “Ne var şimdi?” diye sordu çatalını bir kenara bırakarak.

“Artık sevmiyorsun beni” dedi kadın. “Sevilecek durumda mısın sanki?” dedi adam, pişman oldu der demez. Kelimeler ok gibi çıkmıştı ya ağzından geri döndüremedi. Tartıştılar. Yanlış sözler çıktı ağızlarından. Peş peşe gelen ithamlar. Aslında söylemek istemedikleri şeyler söylediler, kastetmedikleri kelimeleri önce telaffuz edip sonra inatla sahiplendiler. Sırf geri adım atmamak için. Sırf eğilmemek, bükülmemek için. Eğilip bükülmeyen sonunda kırılır, düşünmediler. Eğilmeyen bükülmeyen sonunda kırar, düşünmediler.

Elif Şafak
--------------Tualimforum İmzam--------------
<a href=http://img841.imageshack.us/i/ojug.gif/ target=_blank><img src=http://img841.imageshack.us/img841/3248/ojug.gif border=0 alt= /></a>
ASYA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ciftler, elif, elif şafak yazıları, safak, yazilari, yorgun, yorgun çiftler elif şafak


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Elif Şafak Biyografisi,Elif Şafak Hayatı Sude Türk Edebiyatçıların Hayatı ( Biyografisi ) 1 22.02.15 14:25
8 Mart'ta 8 Adım Elif Şafak - Elif Şafak Yazıları ASYA İçinizden Geldigi Gibi 0 28.06.12 05:29
Kendi Kendine Sansür Elif Şafak - Elif Şafak Yazıları ASYA İçinizden Geldigi Gibi 0 28.06.12 05:28
Elif Şafak - Aşk Başak Yeni Çıkan Kitaplar-Kitap Tanıtımı 0 07.07.09 19:05
Aşk - Elif Şafak SERDEM Yeni Çıkan Kitaplar-Kitap Tanıtımı 0 01.05.09 11:37


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:42 .


Powered by vBulletin Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2