tualimforum.com  

Geri git   tualimforum.com > EĞİTİM ve ÖĞRETİM > Dersler/Ödevler > Türkçe-Edebiyat-Dil Bilgisi
amp;markreadhash=guest" rel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul etrel="nofollow">Bütün Forumları okunmuş kabul et
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Türkçe-Edebiyat-Dil Bilgisi Türkçe ödevleri,Edebiyat ödevleri,Dil Bilgisi ödevleri...


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Islâmiyetten Önce Türk Medeniyeti
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
675

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 05.08.08, 08:00   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
S.Moderators
 
SERDEM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 7.685
Konular: 6909
Puan Grafiği
Rep Puanı:11076
Rep Gücü:20
RD:SERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond reputeSERDEM has a reputation beyond repute
Teşekkür

Ettiği Teşekkür: 47
464 Mesajına 935 Kere Teşekkür Edlidi
:
Standart Islâmiyetten Önce Türk Medeniyeti

İSLÂMİYETTEN ÖNCE TÜRK MEDENİYETİ
Din


Sakalar zamanında Türklerin nasıl bir dine bağlandıklarını bilmiyoruz. Fakat bu,hiç şüphesiz bir tabiat dini idi. Yani gök,yer,ateş vesaire gibi tabiat kuvvetlerinden birine veya birkaçına tapıyorlardı. Kunların dini hakkında ise pek az da olsa bilgimiz vardır. Bu bilgiye göre Kunlar yılda bir defa gök ve yer Tanrılarına ve atalarının ruhuna kurban keserlerdi. Demek ki Türk dini o zaman iki tanrılı bir dindi. Gökte ve yerde iki tanrı tanıyan bu din Gök Türkler çağına kadar gelmişti. Gök Türklerde fazla olarak ' yer sub' ( yer su) da Tanrı olarak tanıtılmaktadır.Fakat Gök Türklerde 'Tengri' yani sema bütün dünyayı ve beşeriyeti yaratan bir Tanrı değil,bir Türk Tanrısıdır. Yine Gök Türklerde 'Umay' adında bir kadın Tanrı tanılıyor ki bu da iyilik ve acıma Tanrısı idi. İşte Türklerin bu milli dinine şamanizm diyoruz.

Dokuz Oğuz - Uygurlar zamanında ise millet yavaş yavaş şamanizmi bırakıp manihaizme girmeye başladı. Daha sonra,840'tan sonra ise budizm ve hıristiyanlığın bir mezhebi olan nasturîlik de Uygurlar arasında yayıldı.

Budizm Hindistan'da 'Buda'nın kurduğu bir dindir. Buda,millattan önce 477'de ölmüştü. Budanın dinine göre bu dünyada duyduğumuz sevinç, keder gibi şeyler bizim duygularımızın ve düşüncelerimizin yanılmasından doğan kuruntulardır. Bu dünyada herşey gelip geçicidir. İstikrar yoktur. Fakat buna mukabil bir de ebedi âlem vardır ki ona Nirvanna derler. Orada ebedi bir değişmezlik vardır. Nirvanna âlemi bütün mahlûkatların nereden gelip nereye gittiğini bilen 'benlik' lerden ibarettir. Bu benlikler insanlara hulûl ederler. İnsan irade ile nefsini terbiye eder,ergin ve olgun bir insan olursa o benlik onu öldikten sonra Nirvannaya ulaştırır. Aksi takdirde bu benlik yüz binlerce yıl içinde daha birçok insan veya hayvanlara hulûl ederek ızdırap içinde yuvarlanıp gidecektir. Budanın dininde bizim anladığımız mânâda bir Tanrı yoktur. Buda dünyanın başlangıcı ve sonu hakkında da bir şey söylemiyor.
Buda yalnız irdeyi kuvvetlendirecek talimat vermiştir. Buda dinine göre aşk ile nefret,şefkatle zulüm aynı derecede kötü şeylerdir. Doğru ve mutedil olmak,kendini yüksek görmemek,lüzumsuz yere söz süylememek budizmin esaslarıdır. Budizmde ibadet de yoktur.İhtimal ki bu sadeliği Türkler arasında yayılmasına sebep olmuştur.

Manihaizm ise Babilli Mani (214 - 277) tarafından ortaya konmuştur. Mazdeizm yani Zerdüşt dini ile hıristiyanlığın karışmasından doğmuş bir dindir. Hıristiyanlığın tesirinde kalmış olmasına rağmen iki Tanrılı bir dindir. Asıl Tanrı iyiliği ve ışığı temsil eder. Bunun yanında 12 tane yardımcı Tanrı vardır ki aşk,iman,doğruluk,zek â,bilgi,anlayış,sır saklama gibi faziletleri temsil ederler. Fenalık tarafının Tanrısı da ' Hümâme ' dir. Kadındır. Bunun da yanında 12 tane yardımcı Tanrı vardır.

Manihaizme göre hayvan eti yemek,şarap içmek haramdır. İyilikle kötülük daimî bir savaş halindedir. Fakat günün birinde iyilik tarafı galip gelecek, o gün kıyamet kopacaktır. Ruhlar ebedi olduğu için kıyamette fenalar Cehennemde ceza göreceklerdir.

Mani şair ve ressam olduğu için dinini yaymakta bu iki şeyden istifade etmiştir.

Devlet
Türklerde devlet pek eskiden beri teşekkül etmişti. Sakalar çağında Türklerin devlet kurduğunu bilmiyorsak da Kunların başlangıcından beri Türklerde devlet vardı. Türk devletleri aristokratk idiler. Devlet reisi Kunlar ve Siyenpiler devrinde yabgu derlerdi. Aparlar,Gök Türkler,Dokuz Oğuz - Uygurlar devrinde kağan denilmeğe başlandı. 'Hakan' ve 'han' kelimeleri 'kağan'ın sonradan aldığı şekillerdir. Devlet reisine kağan denilmeye başlayınca yabguluk ikinci derecede bir rütbe ve ünvan oldu. Devlet reisi öldüğü zaman yerine oğlu,kardeşi,yahut amcası geçerdi. Kimin geçeceğine ekseriyetle kurultay seçer,bazan da prenslerden birisi kendi gücü ile hükümdarlığı alırdı. Kunlar ve Gök Türkler devrinde devlet çok büyük olduğundan doğuda ve batıda olmak üzere iki bölüme ayrılmıştı. Bu ayrılık bazab kökleşir,iki düşman devlet olurdu. Gök Türklerin bazı çağlarında doğudakilerle batıdakiler düşman olarak çarpışmışlardır. Bununla beraber çok defa biri ötekini metbu tanırdı.

Devlet ademi merkeziyetle idare olunurdu. Yani Türk birliğine dahil olan muhtelif boylar kendi reisleri tarafından idare olunurdu. Bazı boylara,hükümdar kendi ailesinden prenslere reis olarak seçerdi. Umumiyetle bu boyları merkeze bağlayan şey muayyen zamanda vergi vermek,savaşta asker göndermekten ibaretti. Başka bütün işlerde serbesttiler. Hâttâ devleti teşkil eden boyların bazan birbirleriyle çarpışması bile devlet fikrine aykırı değildi. Kunlardan itibaren Türk hükümdarlarının komşu ülkelere,bilhassa Çin'e muntazaman elçi gönderdikleri tarihçe malûmdur. Gök Türkler devrinde İranlılar ve Bizanslılar ile de siyasi münasebetleri olmuştur.

Aile

Türk ailesi Kunlar devrinden beri babanın hâkimiyeti altında ana ve çcouklardan mürekkep bir ailedir. Araplarda,İranlılarda ,Yunanlılarda,Romalıl arda olduğu gibi kadın aşağı veya esir sayılmazdı. Kadın muhteremdi. Kapalı değildi. Fakat bilhassa yukarı tabaka ahalide birden fazla kadın alma âdeti ve hakkı vardı. Evlenmelerde iki tarafın birbiriyle denk seviyede olması şarttı. Ağabeyleri ölenler yengeleriyle evlendirlerdi. Bu bilhassa hükümdarlar arasında böyle idi. Bu âdet Anadoluda bugün bile vardır. Evlenme çağına gelen çocuk evlenince baba ocağından ayrılıp başka bir aile kurardı. Türklerde aile bu kadar eski ve muntazam olmakla beraber devlet fikri aile fikrinden üstündü.

Yaşayış, ahlâk ve âdetler

Türklerin büyük kalabalığı göçebe idi. Hayvanların eti,sütü ve derisiyle geçindikleri için otlaklar ararlar,öteye beriye göçerlerdi. Bununla beraber Kunlarda ve Gök Türklerde herkesin bir toprağı olurdu. Orayı ekerlerdi. Demek ki bunların göçebeliği herhangi bir şekilde olmayıp muntazam kaidelere tâbi,muntazam zamanlarda yapılan ve muntazama yerler arasında olan bir göçebeliktir. Türklerin küçük bir bölümü ise şehirlerde otururlardı. Moğolistan ve bilhassa Maveraünnehirde şehirleri daha çoktu. Herhalde İskenderin istilâsından sonra Türklerde şehircilik hayatı daha fazla ileri gitmiştir. Dokuz Oğuzların 840 felâketinden sonra ise Türk milleti artık şehirli millet haline girmiştir.

Umumiyetle Türkler yüksek ahlâk sahibi insanlardı. Kunların düşmanları olan Çin'liler Kunlarda verilmiş bir sözün tutulmamasına imkân olmadığını kaydediyorlar. Hırsızlık eden on mislini verirdi. Evli bir kadına sataşmanın,savaştan kaçmanın,büyük hırsızlık yapmanın cezası ölümdü. Kunlar devrinde bir mahkûm hakkında en çok on günde karar verilirdi.

Asker millet oldukları için çocuklar milletin menfaatine uygun olarak yetiştirilirlerdi. Kunlarda çocuklar küçükken koyunlara binerek biniciliği öğrenmeye başlarlar, pek usta biniciler olurlardı. Eli silâh tutan herkes askerdi. Savaşta ölmek şeref,evde ölmek ayıptı. Kişi çadırda doğar, çayırda ölürdü.

Türklerde erkeklerin saçları uzun olurdu. Galiba Sakalar devrinden beri Türkler uzun saçlı millet olarak tanınmıştı. Kısrak sütünden yapılmış olan kımız milli içkileri idi. Pek besleyici bir içki idi.

Gök Türkler zamanında Türklerde balbal dikmek âdeti vardı. Bir kahramanın,bilhassa kağanların mezarına hayatta iken öldürdüğü veya yendiği en ünlü düşmanın heykeli dikilirdi. Bu heykele balbal derlerdi..
--------------Tualimforum İmzam--------------
Aksini Belirtmediğim Takdirde Yazdığım Konular ALINTIDIR



Liseler - Anadolu Liseleri - Fen Liseleri

Anaokulu - İlköğretim

Sınav Soruları ve Ders Notları
SERDEM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
islâmiyetten, medeniyeti, turk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Osmanlı Vakıf Medeniyeti Başak Tarih 0 19.05.12 22:34
Osmanlı ve İslam Medeniyeti... Renklerin Dansı Türk Sanat Tarihi 0 18.11.08 21:01
İslamiyetten Önce Türk Resim Sanatı Renklerin Dansı Türk Sanat Tarihi 0 18.11.08 19:04
Islâmiyetten Önce Türk Tarihi SERDEM Türkçe-Edebiyat-Dil Bilgisi 0 05.08.08 07:57
İlkçağ Medeniyetleri - Bizans Medeniyeti SERDEM Tarih 0 25.03.08 03:13


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:47 .


Powered by vBulletin Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2